Bir Şey İzleyen Birine Ne Denir? Aslında Bu Soru Neden Bu Kadar İlginç?
Bir şey izleyen birine ne denir diye düşününce, ilk akla gelen cevap oldukça basit: izleyici. Televizyon izliyorsa televizyon izleyicisi, film izliyorsa seyirci, bir videoya bakıyorsa izleyen kişi diyebiliriz. Fakat biraz düşününce bu basit kelimenin arkasında oldukça geniş bir dünya olduğunu fark ediyoruz. Çünkü “izlemek”, yalnızca gözleri bir ekrana çevirmekten ibaret değil. İnsan bazen eğlenmek, bazen öğrenmek, bazen bir başkasına eşlik etmek, bazen de yalnızlığını gidermek için bir şeyler izliyor.
Benim açımdan bu soruyu ilginç yapan da tam olarak bu nokta. Aynı filmi izleyen iki insanın filmden tamamen farklı anlamlar çıkarması mümkün. Hatta aynı kişinin bir diziyi yalnızken izlemesiyle ailesiyle birlikte izlemesi bile deneyimi değiştirebiliyor.
Peki farklı toplumlarda bir şey izleyen kişiye nasıl bakılıyor? İzlemek bireysel bir alışkanlık mı, yoksa toplumsal bir davranış mı? Erkekler ve kadınlar izledikleri içerikleri farklı amaçlarla mı değerlendiriyor? Kültür, aile yapısı, yaş, teknoloji ve ekonomik koşullar bu davranışı nasıl değiştiriyor?
Bu soruların cevapları, “izleyici” kelimesinin düşündüğümüzden çok daha geniş bir anlam taşıdığını gösteriyor.
“İzleyici” Kelimesi Sadece Ekrana Bakan Kişiyi mi Anlatıyor?
Türkçede en genel karşılık izleyici veya seyirci. “Seyirci” daha çok gösteri, tiyatro, sinema, spor karşılaşması ya da sahne performansı gibi bağlamlarda kullanılırken “izleyici” televizyon, film, dizi, video ve internet içerikleri için daha geniş bir kullanım alanına sahip.
Ancak sosyoloji ve iletişim araştırmaları açısından izleyici pasif bir konumda değildir. İzleyen kişi gördüğü şeyi yorumlar, kendi hayatıyla karşılaştırır, karakterlerle özdeşleşir, eleştirir ve bazen izlediği içerik üzerinden başkalarıyla ilişki kurar.
UNESCO'nun medya ve kültür üzerine çalışmalarında da televizyon içeriklerinin yalnızca eğlence sağlamadığı, insanların farklı gruplara ilişkin algılarını etkileyebildiği görülüyor. Örneğin farklı kimlikleri temsil eden karakterlerle kurulan parasosyal ilişkilerin bazı önyargıların azalmasına katkıda bulunabileceğine ilişkin araştırmalar aktarılıyor.
UNESCO
Dolayısıyla “bir şey izleyen kişiye ne denir?” sorusuna izleyici demek doğru olsa da eksik kalıyor. Çünkü izleyici aynı zamanda bir yorumcu, tüketici, katılımcı ve sosyal aktör olabilir.
Televizyon İzlemek: Bireysel Bir Eylemden Çok Sosyal Bir Ritüel
Televizyonun ilk yaygınlaştığı dönemlerde ailelerin aynı odada tek bir ekranın çevresinde toplanması oldukça yaygındı. Günümüzde herkesin kendi telefonu, tableti veya bilgisayarı olsa da bu alışkanlığın tamamen ortadan kalktığını söylemek zor.
Pew Research Center'ın ABD'deki araştırmalarından birinde televizyon izleyen yetişkinlerin yüzde 52'sinin genellikle başkalarıyla birlikte televizyon izlediği belirlenmişti. Birden fazla kişinin yaşadığı hanelerde bu oran yüzde 63'e çıkıyordu. İlginç olan ise evde birden fazla televizyon bulunmasının insanların mutlaka yalnız izlemeyi tercih ettiği anlamına gelmemesiydi.
Pew Research Center
Bu bana göre önemli bir ayrıntı. Çünkü teknoloji bize “istediğim şeyi istediğim zaman yalnız izlerim” özgürlüğünü vermiş olsa da insanlar hâlâ ortak izleme deneyimini arıyor.
Bir maçın ailece izlenmesi, bir dizinin yeni bölümünün arkadaşlarla konuşulması veya önemli bir yarışmanın kalabalık bir ortamda takip edilmesi bunun örnekleri.
UNESCO da toplumların ortak ritüellerinin grup kimliğini güçlendirdiğine dikkat çekiyor. Her ne kadar televizyon izlemek geleneksel anlamda bir kültürel ritüel olmasa da ortak izleme davranışının benzer bir sosyal işlev görebildiğini düşünmek mümkün.
İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası
Türkiye'de “Bir Şey İzlemek” Neden Çoğu Zaman Birlikte Yaşamakla İlişkili?
Türkiye'de televizyonun aile yaşamındaki yeri bu konuyu anlamak açısından oldukça ilginç. Akşam yemeğinden sonra televizyonun açılması, haberlerin takip edilmesi, popüler bir dizinin ailece izlenmesi veya futbol maçında arkadaşların bir araya gelmesi uzun yıllardır gündelik yaşamın parçalarından biri.
Burada içerikten çok birlikte bulunma duygusu da önem kazanıyor.
Örneğin biri “Dün akşam ne izledin?” diye sorduğunda, cevap yalnızca “bir film” olmayabilir. “Biz ailecek şu diziyi izledik” demek de oldukça yaygın. Buradaki “biz”, izleme eyleminin sosyal tarafını gösteriyor.
Göçmen topluluklar üzerine yapılan araştırmalarda da insanların kendi kültürlerinden gelen içerikleri takip ederek kimlik bağlarını koruyabildiği görülüyor. Pew Research Center'ın Asya kökenli Amerikalılarla gerçekleştirdiği odak grup çalışmalarında katılımcıların kendi kültürlerine ait gelenek ve hikâyelerin topluluk bağlarını korumadaki rolünden söz ediliyor.
Pew Research Center
Dolayısıyla Türkiye'de, Almanya'da yaşayan bir Türk ailesinin Türk dizilerini izlemesi veya farklı bir ülkedeki göçmen topluluğun kendi ülkesinden haberleri takip etmesi yalnızca eğlence tercihi değildir. Bunun içinde aidiyet, nostalji, dil ve kültürel devamlılık da bulunabilir.
Japonya, ABD, Latin Amerika ve Avrupa'da Aynı “İzleme” Davranışı Neden Farklı Anlamlara Gelebiliyor?
Kültürler arasında ortak noktalar olduğu kadar ciddi farklılıklar da bulunuyor.
ABD gibi daha bireyci kültürlerin güçlü olduğu toplumlarda kişinin kendi zevkine göre içerik seçmesi daha görünür olabilir. “Ben bu diziyi seviyorum” veya “Ben şu tür filmleri izliyorum” gibi kişisel tercih vurguları oldukça doğal.
Buna karşılık aile ve topluluk ilişkilerinin daha belirgin olduğu toplumlarda ortak izleme deneyimi daha fazla önem kazanabiliyor. Burada “Ne izlemek istiyorum?” sorusunun yanına “Hep birlikte ne izleyebiliriz?” sorusu ekleniyor.
Fakat bu ayrımı kesin bir kültür kuralı gibi görmemek gerekiyor. Japonya'daki her birey topluluk odaklı davranmıyor; ABD'deki herkes de bireysel hareket etmiyor. Kültürler, davranışları belirleyen katı kutular değil, insanların tercihlerini etkileyen sosyal çerçeveler.
Üstelik internet bu sınırları daha da bulanıklaştırdı.
Pew Research Center'ın çevrim içi video araştırmasında internet üzerinden video izleyenlerin yüzde 57'sinin videoları başka insanlarla birlikte izlediği görülmüştü. Gençlerde bu oran yüzde 73'e çıkıyordu. Üstelik erkeklerle kadınlar arasında ortak video izleme açısından belirgin bir fark bulunmamıştı.
Pew Research Center
Yani teknoloji “kişisel ekran” getirdi ama insanın paylaşma isteğini ortadan kaldırmadı.
Erkekler Başarıya, Kadınlar İlişkilere mi Odaklanıyor? Bu Konuda Dikkatli Olmak Gerekiyor
Konunun toplumsal cinsiyet tarafı en kolay klişeye dönüşebilecek bölüm.
“Erkekler başarı hikâyelerini izler, kadınlar ilişki ve aile hikâyelerini izler” demek kulağa basit gelebilir fakat gerçek hayat bundan çok daha karmaşık.
Yine de bazı toplumsal eğilimleri tamamen yok saymak da doğru değil. Erkeklerin bireysel başarı, rekabet, statü, spor, kariyer veya kişisel güç temalarını daha fazla önemseyebildiği; kadınların ise ilişkiler, aile, bakım, sosyal bağlar ve kültürel bağlamları daha fazla dikkate alabildiği yönünde gözlemler ve bazı araştırma bulguları mevcut.
Örneğin Pew Research Center'ın ABD'deki zaman kullanımı analizinde çocuk sahibi babaların annelerden haftada ortalama üç saat daha fazla boş zaman geçirdiği, bu farkın önemli bölümünün televizyon ve diğer medya kullanımından kaynaklandığı görülüyor. Aynı araştırmada annelerin sosyal etkinliklere babalardan daha fazla zaman ayırdığı belirtiliyor.
Pew Research Center
Fakat buradan “kadınlar sosyal, erkekler bireyseldir” sonucu çıkarmak doğru olmaz.
Amerikan Psikoloji Derneği'nin toplumsal cinsiyet farklılıkları üzerine değerlendirmeleri, erkekler ve kadınlar arasındaki psikolojik farklılıkların sıklıkla abartıldığını ve farkların yaşa ve bağlama göre değişebildiğini vurguluyor.
APA
Bence burada daha sağlıklı yaklaşım şu: Cinsiyet tek başına belirleyici değildir; toplumsal beklentiler, yetiştirilme biçimi, iş bölümü, ekonomik koşullar ve kişinin kendi karakteri birlikte etkilidir.
Bir kadın son derece rekabetçi bir spor belgeselinden büyük keyif alabilir. Bir erkek aile ilişkilerini merkezine alan bir diziyi büyük bir ilgiyle takip edebilir. Bunlar istisna değil, normal insan çeşitliliğinin parçalarıdır.
İzlediğimiz Şey Bizi mi Değiştiriyor, Yoksa Biz mi İzlediğimiz Şeye Anlam Katıyoruz?
Burada bence tartışmanın en ilginç kısmına geliyoruz.
Bir içerik bizi etkileyebilir; fakat biz de o içeriği kendi deneyimlerimiz üzerinden yorumlarız.
Aynı filmi izleyen 20 yaşındaki bir üniversite öğrencisi ile 50 yaşındaki bir ebeveyn aynı sahneyi farklı değerlendirebilir. Bir göçmen için memleketini anlatan bir dizi nostaljik anlam taşırken başka bir izleyici için yalnızca eğlencelik olabilir.
Bu nedenle izleyicinin geçmişi önemlidir.
UNESCO'nun değerlendirmeleri de medya içeriklerinin farklı topluluklar üzerindeki etkisinin, temsil edilen karakterlerle izleyicinin kurduğu ilişkiye göre değişebileceğine işaret ediyor. Özellikle farklı kimliklerden karakterlerle kurulan “parasosyal” ilişkilerin önyargıları azaltabileceğine dair araştırmalar bulunuyor.
UNESCO
Burada kendimize şu soruyu sormak ilginç:
Bir karakteri sevdiğimiz için mi onun dünyasını anlamaya başlıyoruz, yoksa onun dünyasını anladığımız için mi karakteri seviyoruz?
Belki de ikisi aynı anda gerçekleşiyor.
Netflix, YouTube ve TikTok “İzleyici” Kavramını Nasıl Değiştirdi?
Eskiden seyirci çoğunlukla belirli bir saatte belirli bir programın karşısına geçiyordu. Bugün ise izleyici istediği içeriği istediği anda açabiliyor.
Dahası, artık yalnızca izlemiyoruz. Beğeniyoruz, yorum yazıyoruz, paylaşım yapıyoruz, puan veriyoruz, içerik üretiyoruz ve başka izleyicilerle tartışıyoruz.
Pew Research Center'ın “bağlantılı izleyici” araştırması, insanların televizyon izlerken telefonlarını da kullanmaya başladığını gösteriyordu. Araştırmada yetişkin cep telefonu sahiplerinin yarısının televizyon izleme sırasında telefonlarını da kullandığı; bazı kişilerin aynı programı izleyen başka insanlarla mesajlaştığı veya televizyonda duyduğu bir bilginin doğruluğunu telefondan kontrol ettiği belirlenmişti.
Pew Research Center
Bu gelişme bana göre “izleyici” kavramını etkileşimli izleyici kavramına dönüştürdü.
Artık ekranın karşısındaki kişi sadece tüketici değil.
Aynı zamanda yorumcu.
Hatta bazen içerik üreticisi.
Küreselleşme İzleme Alışkanlıklarını Birbirine Yaklaştırıyor mu?
Bence hem evet hem hayır.
Bir Türk genci Güney Kore dizisi izleyebilir, Japon anime kültürünü takip edebilir, Amerikan spor içeriklerini tüketebilir veya Brezilya dizilerine ilgi duyabilir. Aynı durum dünyanın başka bölgelerindeki insanlar için de geçerli.
Bu açıdan küreselleşme ortak bir popüler kültür alanı oluşturuyor.
Ancak küresel içeriklerin yerel anlamları farklılaşabiliyor.
Aynı Kore dizisi Türkiye'de aile ilişkileri üzerinden yorumlanırken başka bir ülkede moda, başka bir yerde romantik ilişkiler, başka bir yerde ise kültürel merak üzerinden değerlendirilebilir.
UNESCO, küreselleşme, göç, eğitim ve bireyselleşmenin toplumların geleneksel sosyal pratiklerini dönüştürdüğünü vurguluyor. Ancak bu süreç her zaman kültürel bağların tamamen ortadan kalkması anlamına gelmiyor; insanlar bazen medya ve diğer kültürel pratikleri kullanarak kimliklerini yeniden güçlendirebiliyor.
İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası
Yani küreselleşme yereli yok etmek yerine zaman zaman yerel ile küreseli birbirine karıştırıyor.
Bir Şey İzleyen İnsan Aslında Neyi İzliyor?
Belki de sorunun en güzel cevabı burada.
İnsan bazen bir film izler ama aslında kendi hayatını düşünür.
Bazen haberleri izler ama aslında toplumun nereye gittiğini anlamaya çalışır.
Bazen futbol maçı izler ama asıl amacı arkadaşlarıyla aynı heyecanı paylaşmaktır.
Bazen bir dizi izler ama karakterlerin ilişkileri üzerinden kendi ilişkilerini sorgular.
Bazen de hiçbir derin anlam aramaz; sadece yorucu bir günün ardından koltuğa oturup eğlenmek ister.
Bütün bunlar meşru izleme biçimleri.
Bu yüzden “bir şey izleyen birine ne denir?” sorusunun en kısa cevabı izleyici.
Fakat daha geniş cevabı çok daha ilginç:
İzleyen kişi aynı zamanda kendi kültürünü, deneyimlerini, ilişkilerini ve beklentilerini ekrana taşıyan bir insandır.
Erkeklerin bireysel başarıya, rekabete veya statüye daha fazla ilgi gösterebildiği; kadınların ise ilişkisel ve kültürel bağlamlara daha fazla önem verebildiği bazı toplumsal örüntüler görülebilir. Fakat bunları değişmez biyolojik gerçekler olarak değil, kültürün, aile yapısının, ekonomik koşulların ve toplumsal beklentilerin şekillendirdiği eğilimler olarak değerlendirmek çok daha sağlıklı.
Sonuçta hepimizin izleme biçimi biraz kendi hikâyemizi anlatıyor.
Bir insanın ne izlediğinden çok, neden izlediğini sormak belki de daha açıklayıcı.
Sizce bir filmi veya diziyi gerçekten yalnız mı izliyoruz? Yoksa yanımızda kimse olmasa bile ailemizin, toplumumuzun, geçmişimizin ve kültürümüzün bakışlarını ekranın karşısına bizimle birlikte mi götürüyoruz?
Ve belki daha zor soru şu:
İzlediğimiz içerikler bizi değiştiriyorsa, yıllar boyunca seçtiğimiz içerikler sonunda nasıl bir insan olduğumuzu da belirliyor olabilir mi?
Kaynaklar ve Dayanaklar
Pew Research Center, aile ve televizyon izleme alışkanlıkları üzerine araştırma.
Pew Research Center
Pew Research Center, ebeveynlerde boş zaman ve televizyon kullanımına ilişkin American Time Use Survey analizi.
Pew Research Center
Pew Research Center, çevrim içi video izleme ve sosyal izleme davranışları.
Pew Research Center
Pew Research Center, “connected viewer” ve çoklu ekran kullanımı araştırması.
Pew Research Center
UNESCO, televizyon programlarının kültürel algılar ve önyargılar üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirme.
UNESCO
UNESCO, sosyal pratikler, ritüeller, topluluk kimliği ve küreselleşme ilişkisi.
İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası
American Psychological Association, kadınlar ve erkekler arasındaki farklılıkların genellenmesine yönelik değerlendirmeler.
APA
Bir şey izleyen birine ne denir diye düşününce, ilk akla gelen cevap oldukça basit: izleyici. Televizyon izliyorsa televizyon izleyicisi, film izliyorsa seyirci, bir videoya bakıyorsa izleyen kişi diyebiliriz. Fakat biraz düşününce bu basit kelimenin arkasında oldukça geniş bir dünya olduğunu fark ediyoruz. Çünkü “izlemek”, yalnızca gözleri bir ekrana çevirmekten ibaret değil. İnsan bazen eğlenmek, bazen öğrenmek, bazen bir başkasına eşlik etmek, bazen de yalnızlığını gidermek için bir şeyler izliyor.
Benim açımdan bu soruyu ilginç yapan da tam olarak bu nokta. Aynı filmi izleyen iki insanın filmden tamamen farklı anlamlar çıkarması mümkün. Hatta aynı kişinin bir diziyi yalnızken izlemesiyle ailesiyle birlikte izlemesi bile deneyimi değiştirebiliyor.
Peki farklı toplumlarda bir şey izleyen kişiye nasıl bakılıyor? İzlemek bireysel bir alışkanlık mı, yoksa toplumsal bir davranış mı? Erkekler ve kadınlar izledikleri içerikleri farklı amaçlarla mı değerlendiriyor? Kültür, aile yapısı, yaş, teknoloji ve ekonomik koşullar bu davranışı nasıl değiştiriyor?
Bu soruların cevapları, “izleyici” kelimesinin düşündüğümüzden çok daha geniş bir anlam taşıdığını gösteriyor.
“İzleyici” Kelimesi Sadece Ekrana Bakan Kişiyi mi Anlatıyor?
Türkçede en genel karşılık izleyici veya seyirci. “Seyirci” daha çok gösteri, tiyatro, sinema, spor karşılaşması ya da sahne performansı gibi bağlamlarda kullanılırken “izleyici” televizyon, film, dizi, video ve internet içerikleri için daha geniş bir kullanım alanına sahip.
Ancak sosyoloji ve iletişim araştırmaları açısından izleyici pasif bir konumda değildir. İzleyen kişi gördüğü şeyi yorumlar, kendi hayatıyla karşılaştırır, karakterlerle özdeşleşir, eleştirir ve bazen izlediği içerik üzerinden başkalarıyla ilişki kurar.
UNESCO'nun medya ve kültür üzerine çalışmalarında da televizyon içeriklerinin yalnızca eğlence sağlamadığı, insanların farklı gruplara ilişkin algılarını etkileyebildiği görülüyor. Örneğin farklı kimlikleri temsil eden karakterlerle kurulan parasosyal ilişkilerin bazı önyargıların azalmasına katkıda bulunabileceğine ilişkin araştırmalar aktarılıyor.
UNESCO
Dolayısıyla “bir şey izleyen kişiye ne denir?” sorusuna izleyici demek doğru olsa da eksik kalıyor. Çünkü izleyici aynı zamanda bir yorumcu, tüketici, katılımcı ve sosyal aktör olabilir.
Televizyon İzlemek: Bireysel Bir Eylemden Çok Sosyal Bir Ritüel
Televizyonun ilk yaygınlaştığı dönemlerde ailelerin aynı odada tek bir ekranın çevresinde toplanması oldukça yaygındı. Günümüzde herkesin kendi telefonu, tableti veya bilgisayarı olsa da bu alışkanlığın tamamen ortadan kalktığını söylemek zor.
Pew Research Center'ın ABD'deki araştırmalarından birinde televizyon izleyen yetişkinlerin yüzde 52'sinin genellikle başkalarıyla birlikte televizyon izlediği belirlenmişti. Birden fazla kişinin yaşadığı hanelerde bu oran yüzde 63'e çıkıyordu. İlginç olan ise evde birden fazla televizyon bulunmasının insanların mutlaka yalnız izlemeyi tercih ettiği anlamına gelmemesiydi.
Pew Research Center
Bu bana göre önemli bir ayrıntı. Çünkü teknoloji bize “istediğim şeyi istediğim zaman yalnız izlerim” özgürlüğünü vermiş olsa da insanlar hâlâ ortak izleme deneyimini arıyor.
Bir maçın ailece izlenmesi, bir dizinin yeni bölümünün arkadaşlarla konuşulması veya önemli bir yarışmanın kalabalık bir ortamda takip edilmesi bunun örnekleri.
UNESCO da toplumların ortak ritüellerinin grup kimliğini güçlendirdiğine dikkat çekiyor. Her ne kadar televizyon izlemek geleneksel anlamda bir kültürel ritüel olmasa da ortak izleme davranışının benzer bir sosyal işlev görebildiğini düşünmek mümkün.
İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası
Türkiye'de “Bir Şey İzlemek” Neden Çoğu Zaman Birlikte Yaşamakla İlişkili?
Türkiye'de televizyonun aile yaşamındaki yeri bu konuyu anlamak açısından oldukça ilginç. Akşam yemeğinden sonra televizyonun açılması, haberlerin takip edilmesi, popüler bir dizinin ailece izlenmesi veya futbol maçında arkadaşların bir araya gelmesi uzun yıllardır gündelik yaşamın parçalarından biri.
Burada içerikten çok birlikte bulunma duygusu da önem kazanıyor.
Örneğin biri “Dün akşam ne izledin?” diye sorduğunda, cevap yalnızca “bir film” olmayabilir. “Biz ailecek şu diziyi izledik” demek de oldukça yaygın. Buradaki “biz”, izleme eyleminin sosyal tarafını gösteriyor.
Göçmen topluluklar üzerine yapılan araştırmalarda da insanların kendi kültürlerinden gelen içerikleri takip ederek kimlik bağlarını koruyabildiği görülüyor. Pew Research Center'ın Asya kökenli Amerikalılarla gerçekleştirdiği odak grup çalışmalarında katılımcıların kendi kültürlerine ait gelenek ve hikâyelerin topluluk bağlarını korumadaki rolünden söz ediliyor.
Pew Research Center
Dolayısıyla Türkiye'de, Almanya'da yaşayan bir Türk ailesinin Türk dizilerini izlemesi veya farklı bir ülkedeki göçmen topluluğun kendi ülkesinden haberleri takip etmesi yalnızca eğlence tercihi değildir. Bunun içinde aidiyet, nostalji, dil ve kültürel devamlılık da bulunabilir.
Japonya, ABD, Latin Amerika ve Avrupa'da Aynı “İzleme” Davranışı Neden Farklı Anlamlara Gelebiliyor?
Kültürler arasında ortak noktalar olduğu kadar ciddi farklılıklar da bulunuyor.
ABD gibi daha bireyci kültürlerin güçlü olduğu toplumlarda kişinin kendi zevkine göre içerik seçmesi daha görünür olabilir. “Ben bu diziyi seviyorum” veya “Ben şu tür filmleri izliyorum” gibi kişisel tercih vurguları oldukça doğal.
Buna karşılık aile ve topluluk ilişkilerinin daha belirgin olduğu toplumlarda ortak izleme deneyimi daha fazla önem kazanabiliyor. Burada “Ne izlemek istiyorum?” sorusunun yanına “Hep birlikte ne izleyebiliriz?” sorusu ekleniyor.
Fakat bu ayrımı kesin bir kültür kuralı gibi görmemek gerekiyor. Japonya'daki her birey topluluk odaklı davranmıyor; ABD'deki herkes de bireysel hareket etmiyor. Kültürler, davranışları belirleyen katı kutular değil, insanların tercihlerini etkileyen sosyal çerçeveler.
Üstelik internet bu sınırları daha da bulanıklaştırdı.
Pew Research Center'ın çevrim içi video araştırmasında internet üzerinden video izleyenlerin yüzde 57'sinin videoları başka insanlarla birlikte izlediği görülmüştü. Gençlerde bu oran yüzde 73'e çıkıyordu. Üstelik erkeklerle kadınlar arasında ortak video izleme açısından belirgin bir fark bulunmamıştı.
Pew Research Center
Yani teknoloji “kişisel ekran” getirdi ama insanın paylaşma isteğini ortadan kaldırmadı.
Erkekler Başarıya, Kadınlar İlişkilere mi Odaklanıyor? Bu Konuda Dikkatli Olmak Gerekiyor
Konunun toplumsal cinsiyet tarafı en kolay klişeye dönüşebilecek bölüm.
“Erkekler başarı hikâyelerini izler, kadınlar ilişki ve aile hikâyelerini izler” demek kulağa basit gelebilir fakat gerçek hayat bundan çok daha karmaşık.
Yine de bazı toplumsal eğilimleri tamamen yok saymak da doğru değil. Erkeklerin bireysel başarı, rekabet, statü, spor, kariyer veya kişisel güç temalarını daha fazla önemseyebildiği; kadınların ise ilişkiler, aile, bakım, sosyal bağlar ve kültürel bağlamları daha fazla dikkate alabildiği yönünde gözlemler ve bazı araştırma bulguları mevcut.
Örneğin Pew Research Center'ın ABD'deki zaman kullanımı analizinde çocuk sahibi babaların annelerden haftada ortalama üç saat daha fazla boş zaman geçirdiği, bu farkın önemli bölümünün televizyon ve diğer medya kullanımından kaynaklandığı görülüyor. Aynı araştırmada annelerin sosyal etkinliklere babalardan daha fazla zaman ayırdığı belirtiliyor.
Pew Research Center
Fakat buradan “kadınlar sosyal, erkekler bireyseldir” sonucu çıkarmak doğru olmaz.
Amerikan Psikoloji Derneği'nin toplumsal cinsiyet farklılıkları üzerine değerlendirmeleri, erkekler ve kadınlar arasındaki psikolojik farklılıkların sıklıkla abartıldığını ve farkların yaşa ve bağlama göre değişebildiğini vurguluyor.
APA
Bence burada daha sağlıklı yaklaşım şu: Cinsiyet tek başına belirleyici değildir; toplumsal beklentiler, yetiştirilme biçimi, iş bölümü, ekonomik koşullar ve kişinin kendi karakteri birlikte etkilidir.
Bir kadın son derece rekabetçi bir spor belgeselinden büyük keyif alabilir. Bir erkek aile ilişkilerini merkezine alan bir diziyi büyük bir ilgiyle takip edebilir. Bunlar istisna değil, normal insan çeşitliliğinin parçalarıdır.
İzlediğimiz Şey Bizi mi Değiştiriyor, Yoksa Biz mi İzlediğimiz Şeye Anlam Katıyoruz?
Burada bence tartışmanın en ilginç kısmına geliyoruz.
Bir içerik bizi etkileyebilir; fakat biz de o içeriği kendi deneyimlerimiz üzerinden yorumlarız.
Aynı filmi izleyen 20 yaşındaki bir üniversite öğrencisi ile 50 yaşındaki bir ebeveyn aynı sahneyi farklı değerlendirebilir. Bir göçmen için memleketini anlatan bir dizi nostaljik anlam taşırken başka bir izleyici için yalnızca eğlencelik olabilir.
Bu nedenle izleyicinin geçmişi önemlidir.
UNESCO'nun değerlendirmeleri de medya içeriklerinin farklı topluluklar üzerindeki etkisinin, temsil edilen karakterlerle izleyicinin kurduğu ilişkiye göre değişebileceğine işaret ediyor. Özellikle farklı kimliklerden karakterlerle kurulan “parasosyal” ilişkilerin önyargıları azaltabileceğine dair araştırmalar bulunuyor.
UNESCO
Burada kendimize şu soruyu sormak ilginç:
Bir karakteri sevdiğimiz için mi onun dünyasını anlamaya başlıyoruz, yoksa onun dünyasını anladığımız için mi karakteri seviyoruz?
Belki de ikisi aynı anda gerçekleşiyor.
Netflix, YouTube ve TikTok “İzleyici” Kavramını Nasıl Değiştirdi?
Eskiden seyirci çoğunlukla belirli bir saatte belirli bir programın karşısına geçiyordu. Bugün ise izleyici istediği içeriği istediği anda açabiliyor.
Dahası, artık yalnızca izlemiyoruz. Beğeniyoruz, yorum yazıyoruz, paylaşım yapıyoruz, puan veriyoruz, içerik üretiyoruz ve başka izleyicilerle tartışıyoruz.
Pew Research Center'ın “bağlantılı izleyici” araştırması, insanların televizyon izlerken telefonlarını da kullanmaya başladığını gösteriyordu. Araştırmada yetişkin cep telefonu sahiplerinin yarısının televizyon izleme sırasında telefonlarını da kullandığı; bazı kişilerin aynı programı izleyen başka insanlarla mesajlaştığı veya televizyonda duyduğu bir bilginin doğruluğunu telefondan kontrol ettiği belirlenmişti.
Pew Research Center
Bu gelişme bana göre “izleyici” kavramını etkileşimli izleyici kavramına dönüştürdü.
Artık ekranın karşısındaki kişi sadece tüketici değil.
Aynı zamanda yorumcu.
Hatta bazen içerik üreticisi.
Küreselleşme İzleme Alışkanlıklarını Birbirine Yaklaştırıyor mu?
Bence hem evet hem hayır.
Bir Türk genci Güney Kore dizisi izleyebilir, Japon anime kültürünü takip edebilir, Amerikan spor içeriklerini tüketebilir veya Brezilya dizilerine ilgi duyabilir. Aynı durum dünyanın başka bölgelerindeki insanlar için de geçerli.
Bu açıdan küreselleşme ortak bir popüler kültür alanı oluşturuyor.
Ancak küresel içeriklerin yerel anlamları farklılaşabiliyor.
Aynı Kore dizisi Türkiye'de aile ilişkileri üzerinden yorumlanırken başka bir ülkede moda, başka bir yerde romantik ilişkiler, başka bir yerde ise kültürel merak üzerinden değerlendirilebilir.
UNESCO, küreselleşme, göç, eğitim ve bireyselleşmenin toplumların geleneksel sosyal pratiklerini dönüştürdüğünü vurguluyor. Ancak bu süreç her zaman kültürel bağların tamamen ortadan kalkması anlamına gelmiyor; insanlar bazen medya ve diğer kültürel pratikleri kullanarak kimliklerini yeniden güçlendirebiliyor.
İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası
Yani küreselleşme yereli yok etmek yerine zaman zaman yerel ile küreseli birbirine karıştırıyor.
Bir Şey İzleyen İnsan Aslında Neyi İzliyor?
Belki de sorunun en güzel cevabı burada.
İnsan bazen bir film izler ama aslında kendi hayatını düşünür.
Bazen haberleri izler ama aslında toplumun nereye gittiğini anlamaya çalışır.
Bazen futbol maçı izler ama asıl amacı arkadaşlarıyla aynı heyecanı paylaşmaktır.
Bazen bir dizi izler ama karakterlerin ilişkileri üzerinden kendi ilişkilerini sorgular.
Bazen de hiçbir derin anlam aramaz; sadece yorucu bir günün ardından koltuğa oturup eğlenmek ister.
Bütün bunlar meşru izleme biçimleri.
Bu yüzden “bir şey izleyen birine ne denir?” sorusunun en kısa cevabı izleyici.
Fakat daha geniş cevabı çok daha ilginç:
İzleyen kişi aynı zamanda kendi kültürünü, deneyimlerini, ilişkilerini ve beklentilerini ekrana taşıyan bir insandır.
Erkeklerin bireysel başarıya, rekabete veya statüye daha fazla ilgi gösterebildiği; kadınların ise ilişkisel ve kültürel bağlamlara daha fazla önem verebildiği bazı toplumsal örüntüler görülebilir. Fakat bunları değişmez biyolojik gerçekler olarak değil, kültürün, aile yapısının, ekonomik koşulların ve toplumsal beklentilerin şekillendirdiği eğilimler olarak değerlendirmek çok daha sağlıklı.
Sonuçta hepimizin izleme biçimi biraz kendi hikâyemizi anlatıyor.
Bir insanın ne izlediğinden çok, neden izlediğini sormak belki de daha açıklayıcı.
Sizce bir filmi veya diziyi gerçekten yalnız mı izliyoruz? Yoksa yanımızda kimse olmasa bile ailemizin, toplumumuzun, geçmişimizin ve kültürümüzün bakışlarını ekranın karşısına bizimle birlikte mi götürüyoruz?
Ve belki daha zor soru şu:
İzlediğimiz içerikler bizi değiştiriyorsa, yıllar boyunca seçtiğimiz içerikler sonunda nasıl bir insan olduğumuzu da belirliyor olabilir mi?
Kaynaklar ve Dayanaklar
Pew Research Center, aile ve televizyon izleme alışkanlıkları üzerine araştırma.
Pew Research Center
Pew Research Center, ebeveynlerde boş zaman ve televizyon kullanımına ilişkin American Time Use Survey analizi.
Pew Research Center
Pew Research Center, çevrim içi video izleme ve sosyal izleme davranışları.
Pew Research Center
Pew Research Center, “connected viewer” ve çoklu ekran kullanımı araştırması.
Pew Research Center
UNESCO, televizyon programlarının kültürel algılar ve önyargılar üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirme.
UNESCO
UNESCO, sosyal pratikler, ritüeller, topluluk kimliği ve küreselleşme ilişkisi.
İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası
American Psychological Association, kadınlar ve erkekler arasındaki farklılıkların genellenmesine yönelik değerlendirmeler.
APA