Bekcilerin üst arama yetkisi var mı ?

Melis

New member
Bekçilerin Üst Arama Yetkisi Var mı? Hukuk, Toplumsal Cinsiyet, Irk ve Sınıf Üzerinden Bir Tartışma

[color=]Bekçilerin Üst Arama Yetkisi Var mı? Hukuki Sınırların Ötesinde Bir Toplumsal Mesele[/color]

Gece geç saatte eve dönerken bir bekçi tarafından durdurulmak, kimlik göstermek ya da üzerinizin kontrol edilmesi istenmek, kâğıt üzerinde basit bir kolluk işlemi gibi görünebilir. Fakat o anda insanın aklından geçenler çok daha karmaşık olabilir: “Neden özellikle ben durduruldum?”, “Üzerimi arayabilir mi?”, “İtiraz edersem başıma bir şey gelir mi?” Özellikle kadınlar, gençler, göçmenler, yoksul mahallelerde yaşayanlar veya dış görünüşleri nedeniyle toplumda “şüpheli” olarak etiketlenmeye daha açık kişiler için bu sorular yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal sorulara da dönüşebiliyor.

Bu nedenle “Bekçilerin üst arama yetkisi var mı?” sorusunu yalnızca “evet” veya “hayır” şeklinde cevaplamak eksik kalır. Güncel mevzuata göre bekçilerin genel anlamda üst araması yapma yetkisi bulunmuyor. Ancak belirli şartlar altında yoklama suretiyle elle dıştan kontrol yapabiliyorlar. Bu ayrım oldukça önemli.

21 Kasım 2024 tarihli 7533 sayılı Kanun ile 7245 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu'nun 7/6. maddesi yeniden düzenlendi. Güncel hüküm açık biçimde bekçilerin yeterli şüphe bulunması hâlinde, kişinin kendisine veya başkasına zarar vermesini önlemek amacıyla kişiler üzerinde yoklama suretiyle elle dıştan kontrol yapabileceğini söylüyor. Aynı hükümde “üst araması yapılamaz” ifadesi de açıkça yer alıyor.

[color=]Peki “Yoklama” ile “Üst Araması” Arasındaki Fark Nedir?[/color]

Buradaki hukuki ayrım, günlük konuşmada çoğu zaman birbirine karıştırılıyor.

Bekçi, bir kişiyi görev bölgesi ve çalışma saatleri içerisinde kanunda belirtilen amaçlarla durdurabilir. Bunun için de makul bir sebep bulunması gerekir. Kanun, durdurmanın sürekli veya keyfî bir uygulamaya dönüşemeyeceğini özellikle belirtiyor. Bekçinin kendisini tanıtması, durdurma sebebini bildirmesi ve kimlik sorması da düzenlenmiş durumda.

Bundan sonraki aşamada, kişi üzerinde silah veya yaşamı tehlikeye sokabilecek başka bir eşyanın bulunduğu konusunda yeterli şüphe varsa, güvenliği sağlamak amacıyla dıştan elle kontrol yapılabilir. Fakat bu, kişinin ceplerinin sistematik biçimde boşaltılması, kıyafetlerinin çıkarılması veya klasik anlamda adli arama yapılması anlamına gelmez.

Nitekim güncel kanun, bekçinin bu amaçla üst araması yapamayacağını açıkça söylüyor. Kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması da istenemez. Araç bakımından da dışarıdan görünmeyen bölümlerin açılması talep edilemez.

Bu nedenle pratikte bir bekçinin “üstünü arıyorum” diyerek sınırsız biçimde cepleri karıştırması ile güvenlik amacıyla kaba dıştan kontrol yapması aynı hukuki işlem değildir.

[color=]Bu Sınır Neden Bu Kadar Önemli?[/color]

Çünkü kolluk yetkisi ile bireyin özel hayatı ve beden bütünlüğü arasında çok hassas bir denge bulunuyor.

Anayasa Mahkemesi 2023 yılında bekçilere verilen önceki düzenlemedeki “el ile dıştan kontrol dâhil gerekli tedbirleri alma” yetkisini inceledi ve düzenlemenin sınırlarının yeterince açık olmadığını belirterek ilgili hükmü iptal etti. Mahkemeye göre elle kontrol ile arama arasındaki sınırın kanunda objektif ve öngörülebilir biçimde belirlenmesi gerekiyordu.

Sonrasında 2024 yılında yapılan yasal değişiklikte bu problem giderilmeye çalışıldı ve “yoklama suretiyle el ile dıştan kontrol” ifadesi kullanılırken aynı zamanda “üst ve araç araması yapılamaz” hükmü açıkça getirildi.

Bu gelişme aslında daha geniş bir hukuk prensibini gösteriyor: Devlet görevlisine yetki verilirken sadece “ne yapabileceği” değil, ne yapamayacağı da açık biçimde belirtilmelidir.

[color=]Toplumsal Cinsiyet Meselesi Burada Nerede Devreye Giriyor?[/color]

Hukuk metninde “kadın”, “erkek”, “yoksul”, “zengin”, “göçmen” veya “belirli bir etnik görünüş” diye bir ayrım bulunmuyor. Fakat hukuki yetkilerin toplum içerisinde uygulanma biçimi tamamen sosyal koşullardan bağımsız değil.

Örneğin bir kadın gece tek başına yürürken durdurulduğunda, karşısındaki kişinin kamu görevlisi olması onun yaşadığı tedirginliği otomatik olarak ortadan kaldırmayabilir. Burada mesele yalnızca “bekçi haklı mıydı?” değildir. Kadının bedenine yönelik bir müdahalenin sınırları, güvenlik hissi, mahremiyet ve karşısındaki otoriteyle kurduğu güç ilişkisi de önem kazanır.

Bunun kadınların tamamının aynı deneyimi yaşadığı anlamına gelmediğini özellikle belirtmek gerekir. Bazı kadınlar kolluk görevlilerinin varlığını güven verici bulabilir; bazıları ise geçmiş deneyimleri nedeniyle çok daha kaygılı olabilir. Aynı şekilde erkeklerin de her durumda kendilerini rahat hissettiğini söylemek mümkün değildir.

Burada toplumsal cinsiyet açısından önemli olan nokta, bedene müdahale söz konusu olduğunda insanların bu müdahaleyi aynı sosyal koşullarda deneyimlemediğidir.

Özellikle kadınların kamusal alanda gece saatlerinde güvenlik kaygısıyla daha fazla karşılaşabildiği düşünüldüğünde, “güvenlik” ile “mahremiyet” arasında kurulacak dengenin hassas olması gerekir.

[color=]Erkeklerin Deneyimleri de Tek Bir Kalıba Sığmaz[/color]

Toplumsal tartışmalarda bazen erkeklerin kolluk müdahalelerini daha rahat karşıladığı varsayılıyor. Oysa bu da fazla genelleyici bir yaklaşım.

Genç bir erkeğin gece sokakta yürürken birkaç kez durdurulması, zamanla kendisinde “zaten beni şüpheli görüyorlar” duygusu yaratabilir. Başka bir erkek ise aynı durumu sıradan bir güvenlik kontrolü olarak değerlendirebilir.

Burada yaş, sınıf, mahalle, görünüş, önceki deneyimler ve kollukla kurulan ilişki birbirinden bağımsız değil.

Dolayısıyla çözüm odaklı bir erkek yaklaşımı “Bunda ne var, güvenlik için yapıyorlar” demekle sınırlı kalmamalı. Daha yapıcı soru şu olabilir:

Güvenlik ihtiyacını korurken yetkinin keyfî kullanılmasını nasıl engelleriz?

Bu soru hem erkeklerin hem kadınların hem de farklı toplumsal grupların deneyimlerini aynı tartışmada buluşturabilir.

[color=]Irk, Etnik Köken ve “Şüpheli Görünmek” Problemi[/color]

Türkiye'de kolluk uygulamalarını tartışırken ırk ve etnik köken meselesini de görmezden gelmemek gerekiyor. Ancak burada da dikkatli olmak şart. Her bekçinin insanları etnik kökenine göre seçerek durdurduğunu iddia etmek için somut veriler gerekir. Böyle bir genellemeyi destekleyecek yeterli veriye sahip olmadan bütün kolluk personelini suçlamak doğru olmaz.

Buna karşılık “profil oluşturma” riskini tartışmak meşrudur.

Bir kişinin ten rengi, aksanı, kıyafeti, konuşma biçimi veya yabancı olduğu izlenimi, hukuken tek başına makul şüphe anlamına gelmemelidir. Kolluk yetkisinin kişisel önyargılarla değil, kanunun belirlediği objektif gerekçelerle kullanılması gerekir.

Bu nedenle “Neden beni durdurdunuz?” sorusunun cevabı önemlidir.

Çünkü kanun, bekçinin durdurduğu kişiye durdurma sebebini bildirmesini öngörüyor.

Bu yükümlülük yalnızca bürokratik bir ayrıntı değildir. Aynı zamanda vatandaş ile kamu görevlisi arasındaki güç farkını azaltabilecek bir şeffaflık aracıdır.

[color=]Sınıf Meselesi: Aynı Yetki Herkesi Aynı Etkilemeyebilir[/color]

Bence konunun en az konuşulan taraflarından biri sınıf.

Varsayalım ki iki kişi aynı gece aynı şekilde durduruldu. Biri hukuk bilgisine sahip, kendisini ifade etmekte rahat, avukata erişimi kolay ve kamu kurumlarıyla iletişim kurmaya alışkın. Diğeri ise hukuki haklarını bilmiyor, düşük gelirli, kamu görevlisi karşısında çekingen ve “itiraz edersem daha büyük problem yaşarım” diye düşünüyor.

Kanundaki yetki ikisi için aynı olabilir. Fakat yetki karşısındaki pazarlık gücü aynı değildir.

Bu yüzden hukuki hakların yalnızca kanunda bulunması yeterli olmayabilir. İnsanların bu hakları bilmesi, gerektiğinde şikâyet mekanizmalarına erişebilmesi ve kolluk işlemlerinin denetlenebilir olması da gerekir.

Anayasa Mahkemesi'nin bekçilere ilişkin kararlarında özellikle kanunilik, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerinin vurgulanması bu açıdan önemli. Mahkeme, kamu görevlilerine verilen yetkilerin sınırlarının açık olması gerektiğini belirtiyor.

[color=]“Şüphe” Kavramı Neden Tartışmalı?[/color]

Gündelik hayatta “şüpheli davranış” çok geniş yorumlanabilir.

Gece tek başına yürümek şüpheli midir?

Kapüşon giymek?

Bir dükkândan çıkmak?

Hızlı yürümek?

Bir mahallede yabancı görünmek?

Polisi görünce heyecanlanmak?

Bunların hiçbirinin tek başına otomatik biçimde kişinin suç işlediğini gösterdiğini söyleyemeyiz.

Zaten 7245 sayılı Kanun, bekçinin durdurma yetkisini makul sebep şartına bağlıyor. 2023 tarihli Anayasa Mahkemesi kararında da bu şartın kanuni çerçevesi değerlendirilmiş ve durdurma yetkisinin amaç, kapsam ve sınırlarının kanunda belirtilmiş olması gerektiği vurgulanmıştı.

Elle dıştan kontrol bakımından ise eşik daha farklı: kanunda yeterli şüphe aranıyor. Bu nedenle “durdurabiliyor” ile “üzerini kontrol edebiliyor” arasında otomatik bir geçiş bulunmuyor.

[color=]Kolluk Açısından da Mesele Sadece Yetki Değil[/color]

Bekçiler açısından bakıldığında da konu tek taraflı değerlendirilmemeli.

Gece çalışan bir kamu görevlisi, gerçekten tehlikeli bir kişiyle karşılaşabilir. Silah veya tehlikeli eşya ihtimali söz konusu olduğunda birkaç saniyelik gecikmenin ciddi sonuçları olabilir. Dolayısıyla kolluğun güvenliği sağlama ihtiyacını küçümsemek de gerçekçi değildir.

Sorun, güvenlik yetkisinin varlığı değil; yetkinin ölçülü, gerekçeli ve denetlenebilir biçimde kullanılmasıdır.

2024 değişikliği bu nedenle önem taşıyor. Kanun bir taraftan yeterli şüphe hâlinde dıştan kontrol imkânı tanırken diğer taraftan bunun üst aramasına dönüşmesini yasaklıyor.

Bence ideal yaklaşım, “bekçiye hiç dokunma yetkisi verilmesin” veya “bekçi istediği gibi arasın” gibi iki uç arasında değil; hangi durumda, hangi ölçüde ve hangi güvenlik amacıyla müdahale edilebileceğinin netleştirilmesinde yatıyor.

[color=]Bir Vatandaş Böyle Bir Durumda Ne Yapabilir?[/color]

Bir kişi durdurulduğunda öncelikle sakin kalmak ve işlemin sebebini sormak en sağlıklı yaklaşım olacaktır. Bekçinin görevini ve durdurma nedenini açıklaması kanunda düzenlenmiştir.

Fiziksel direnç göstermek ise hukuki açıdan çok daha farklı sonuçlar doğurabilecek bir durumdur. Bir işlemin hukuka aykırı olduğunu düşünmek, fiziksel olarak direnmenin her zaman doğru veya güvenli olduğu anlamına gelmez.

Daha sonra olayın zamanı, yeri, görevlinin kimliği, söylenenler ve yapılan işlemler mümkün olduğunca not edilebilir. Özellikle normal bir dıştan kontrol ile kapsamlı bir arama arasında ciddi fark bulunduğu unutulmamalıdır.

Buradaki amaç vatandaşı kollukla karşı karşıya getirmek değil, her iki tarafın da hukuki sınırları bilmesini sağlamak olmalıdır.

[color=]Kişisel Deneyim Meselesi ve Kaynak Şeffaflığı[/color]

Bu yazıda kişisel bir bekçi durdurulması veya üst araması deneyimi aktarmıyorum; dolayısıyla yaşanmış bir olayı kendi deneyimimmiş gibi sunmak doğru olmaz. Analiz, mevcut mevzuat ve Anayasa Mahkemesi kararları üzerinden yapılmıştır. Özellikle 7245 sayılı Kanun'un güncel 7. maddesi, 7533 sayılı Kanun'la yapılan 2024 değişikliği ve Anayasa Mahkemesi'nin 2023 tarihli E.2020/59, K.2023/53 sayılı kararı temel kaynaklardır.

Ayrıca güncel yargı pratiğinde de bekçilerin durdurma, kimlik sorma ve belirli şartlarda kaba üst yoklaması yapabilmesine ilişkin değerlendirmeler görülüyor. Bununla birlikte adli arama ile güvenlik amacıyla yapılan dıştan yoklama arasındaki ayrımın hâlâ büyük önem taşıdığı görülüyor.

[color=]Sonuç: Asıl Soru “Arayabilir mi?”den Daha Büyük[/color]

Bugün itibarıyla kısa cevap şu: Bekçiler genel bir üst araması yapamaz. Ancak kanunda belirtilen şartlar gerçekleştiğinde, silah veya yaşamı tehlikeye sokabilecek eşya konusunda yeterli şüphe varsa güvenlik amacıyla yoklama suretiyle elle dıştan kontrol yapabilir. Kanun, bu işlemin üst aramasına dönüşmesini açıkça yasaklıyor.

Fakat toplumsal açıdan daha önemli soru bence şu:

Kamu güvenliği için verilen yetkiler, toplumdaki farklı gruplar üzerinde aynı şekilde mi uygulanıyor?

Bir kadın için bedenine dokunulması neden farklı bir kaygı yaratabilir?

Bir genç erkek neden sürekli “şüpheli” görülüyormuş hissine kapılabilir?

Yoksul bir mahallede yaşayan biri ile varlıklı bir semtte yaşayan kişinin kollukla karşılaştığında kendini aynı derecede güçlü hissetmesi mümkün mü?

Göçmenler veya etnik açıdan azınlıkta kalan gruplar açısından “makul şüphe” uygulamasının objektif kalmasını nasıl güvence altına alabiliriz?

Ve belki en önemlisi:

Hem bekçinin gece sokakta karşılaşabileceği gerçek güvenlik risklerini hem de vatandaşın beden bütünlüğünü, mahremiyetini ve eşit muamele görme hakkını aynı anda koruyacak bir kolluk sistemi nasıl kurulabilir?

Bence tartışmanın ulaşması gereken yer tam olarak burası. Çünkü güvenlik ve özgürlük birbirinin düşmanı olmak zorunda değil. İyi tanımlanmış yetkiler, açık sınırlar, etkili denetim ve ayrımcılığa karşı duyarlılık birlikte uygulandığında ikisini aynı anda güçlendirmek mümkün.

[/color][/b][/B]

Mevzuat kaynaklarını metin içinde netleştirKaynakça bölümünü görünür biçimde ekle

Mevzuat kaynaklarını metin içinde netleştir

Kaynakça bölümünü görünür biçimde ekle

Kadın ve erkek anlatısını dengeli yeniden kur
 
Üst