Basiretsiz ne demek argo ?

Melis

New member
“Basiretsiz” Ne Demek? Argo Kullanımı, Toplumsal Cinsiyet, Irk ve Sınıf Üzerinden Bir Tartışma

[color=]“Basiretsiz” ne demek? Kelimenin arkasındaki sosyal anlamı da konuşalım[/color]

Bazen tek bir kelime, söylendiği cümleden çok daha fazlasını anlatıyor. “Basiretsiz” de bunlardan biri. Bir tartışmada “Ne kadar basiretsiz birisin” dendiğinde çoğu insan bunun basitçe “öngörüsüz” anlamına geldiğini bilir; fakat kelimenin karşı tarafa nasıl bir sosyal mesaj verdiği, kimin kime söylediği ve hangi koşullarda kullanıldığı da en az sözlük anlamı kadar önemlidir.

Öncelikle küçük ama önemli bir ayrım yapalım: “Basiretsiz” doğrudan argo bir kelime değildir. Daha çok olumsuz, küçümseyici veya hakaret sınırına yaklaşabilen bir niteleme olarak kullanılır. Türk Dil Kurumunun “basiretli” maddesinde bu sözcük “gerçeği görebilen, uzağı görebilen; sağgörülü” şeklinde açıklanıyor. Dolayısıyla “basiretsiz”, günlük kullanımda bunun karşıtı olarak öngörüsü zayıf, sağduyulu davranamayan, ileriyi düşünemeyen, olayların sonucunu kestiremeyen kişi anlamında kullanılır.

Fakat forumlarda veya sosyal medyada kelime çoğu zaman sözlük anlamından daha sert bir işlev kazanıyor. “Basiretsizsin” demek, yalnızca “yanlış karar verdin” demek olmayabilir; “olayları anlayamıyorsun”, “sağlıklı düşünemiyorsun”, hatta bağlama göre “beceriksizsin” veya “aklını kullanamıyorsun” şeklinde algılanabilir.

İşte toplumsal boyut tam burada başlıyor.

[color=]“Basiretsiz” demek gerçekten sadece kişisel bir eleştiri mi?[/color]

Bir insanın verdiği kötü bir kararı eleştirmekle, o insanın karakterini bütünüyle değersizleştirmek arasında fark vardır.

Örneğin:

“Bu konuda yanlış karar verdin.”

ile

“Ne kadar basiretsiz bir insansın.”

aynı mesajı taşımaz.

İlk cümle belirli bir davranışa odaklanırken ikincisi kişinin tamamını tanımlayan bir yargıya dönüşebilir. Bu ayrım özellikle toplumsal eşitsizlikleri konuşurken önem kazanıyor. Çünkü insanların karar verme kapasitesi yalnızca bireysel özelliklerinden oluşmaz. Eğitim, gelir, aile yapısı, sosyal çevre, iş koşulları, ayrımcılık deneyimleri ve toplumun kişiye yüklediği roller karar alma süreçlerini etkileyebilir.

Amerikan Psikoloji Birliği'nin sosyoekonomik statü üzerine çalışmalarında da sınıfın; toplumsal cinsiyet, ırk veya etnik köken ve diğer sosyal konumlarla kesişebildiği, bu kesişimlerin yoksulluk, gelir ve fırsatlara erişimde farklı sonuçlar doğurabildiği belirtiliyor.

Dolayısıyla ekonomik güvencesizliği olan bir kişinin aldığı riskli bir kararı yalnızca “basiretsizlik” olarak açıklamak, içinde bulunduğu koşulları görünmez hale getirebilir.

[color=]Toplumsal cinsiyet bu kelimenin kullanımını nasıl değiştiriyor?[/color]

Kadınlar ve erkekler toplum içinde aynı davranışları sergilediklerinde her zaman aynı şekilde değerlendirilmeyebilir. Burada bütün kadınların veya bütün erkeklerin aynı deneyimi yaşadığını söylemek elbette mümkün değildir. Yaş, sınıf, eğitim, etnik köken, engellilik, göçmenlik durumu ve kişinin yaşadığı çevre gibi birçok değişken deneyimi farklılaştırır.

Örneğin bir kadın iş hayatında riskli bir karar aldığında çevresinden “basiretsiz” şeklinde bir değerlendirme duyabilir. Fakat başka bir bağlamda aynı risk alma davranışı bir erkek için “cesur”, “girişimci” veya “kendine güvenen” şeklinde yorumlanabilir. Bunun her durumda böyle olduğunu söylemek doğru olmaz; ancak toplumsal cinsiyet araştırmalarının önemli sorularından biri tam da insanların aynı davranışlarının farklı sosyal beklentiler içerisinde nasıl yorumlandığıdır.

Kadınlardan çoğu toplumda aynı anda hem başarılı hem uyumlu, hem özgüvenli hem de “fazla iddialı olmayan” olmaları beklenebiliyor. Bu çelişkili beklentiler, kişinin aldığı kararların değerlendirilme biçimini etkileyebilir.

Burada kadınların deneyimlerini tek bir kalıba sokmamak özellikle önemli. Bir kadın “Ben hayatım boyunca erkeklerin benden daha fazla söz hakkına sahip olduğunu gördüm” diyebilirken, başka bir kadın kendi ailesinde veya iş çevresinde böyle bir deneyim yaşamamış olabilir. Bir başka kadın ise ekonomik sınıfı veya etnik kimliği nedeniyle toplumsal cinsiyetle birlikte başka eşitsizliklerle de karşılaşabilir.

Dolayısıyla “kadınlar böyle hisseder” şeklindeki genellemeler yerine, hangi kadın, hangi ortamda, hangi sosyal koşullarda ve hangi güç ilişkileri içerisinde? sorusunu sormak daha anlamlıdır.

[color=]Irk, etnik köken ve sınıf devreye girdiğinde tablo neden karmaşıklaşıyor?[/color]

Bu noktada “kesişimsellik” kavramı oldukça yararlı.

Hukuk ve toplumsal eşitsizlik alanında çalışan Kimberlé Crenshaw, 1989 tarihli çalışmasında ırk ve toplumsal cinsiyetin birbirinden tamamen ayrı deneyimler olarak ele alınmasının özellikle siyah kadınların yaşadığı ayrımcılık biçimlerini görünmez kılabileceğini ortaya koydu. Daha sonraki çalışmalarında da toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf gibi güç ilişkilerinin birbirleriyle kesişebildiğini vurguladı.

Bunu “basiretsiz” kelimesi üzerinden düşünelim.

Aynı hatayı yapan iki insanın biri ekonomik olarak güvenceli, iyi eğitimli ve güçlü bir sosyal çevreye sahipken diğeri düşük gelirli, ayrımcılığa maruz kalmış ve eğitim olanakları sınırlı bir çevreden geliyor olabilir.

İkinci kişinin kararını değerlendirirken yalnızca “Neden daha iyi düşünmedi?” diye sormak, yapısal koşulları tamamen dışarıda bırakabilir.

Bu, kişinin hiçbir sorumluluğu olmadığı anlamına gelmez. İnsanların bireysel sorumlulukları vardır. Fakat bireysel sorumluluk ile toplumsal koşullar birbirinin alternatifi değildir.

Bir insan hem yanlış kararından sorumlu olabilir hem de kararını etkileyen sosyal engeller bulunabilir.

Bu ayrım, tartışmaları daha gerçekçi hale getirir.

[color=]Kadınların deneyimini dinlemek neden önemli?[/color]

Bu konuda kadınların deneyimlerini dinlerken empati önemli bir başlangıç noktasıdır. Çünkü bazı kadınlar için “basiretsiz”, “duygusal”, “fazla hassas” veya “beceriksiz” gibi sıfatların yalnızca kişisel eleştiri olarak değil, uzun süre maruz kalınan toplumsal kalıpların parçası olarak deneyimlenmesi mümkündür.

Örneğin bir kadın iş yerinde yaptığı hatanın sürekli olarak kişiliğine bağlandığını, erkek bir çalışma arkadaşının aynı hatasının ise “deneyimsizlik” olarak değerlendirildiğini düşünebilir.

Böyle bir deneyimi dinlerken ilk tepkinin “Ama bütün erkekler böyle değil” olması, tartışmayı gereksiz biçimde savunmaya dönüştürebilir.

Daha yapıcı soru şu olabilir:

“Bu deneyimin ortaya çıkmasına hangi çalışma kültürü veya kurum politikası katkıda bulunmuş olabilir?”

Bu yaklaşım erkekleri otomatik olarak suçlu ilan etmez. Tam tersine, sorunu bireylerden kurumlara ve davranış kalıplarına taşıyarak çözüm üretme imkânı sağlar.

[color=]Peki erkeklerin rolü sadece dinlemek mi?[/color]

Hayır. Fakat erkekleri de tek bir davranış kalıbına sokmamak gerekiyor.

“Erkekler empati yapamaz” veya “erkekler çözüm odaklıdır” gibi ifadeler de sonuçta toplumsal cinsiyet genellemeleridir. Bazı erkekler duygusal deneyimleri anlamaya çok yatkın olabilir; bazı kadınlar ise son derece çözüm odaklı olabilir.

Bununla birlikte, bazı erkeklerin toplumsal eşitsizlik tartışmalarında “Peki ne yapabiliriz?” sorusuna özellikle önem vermesi anlaşılır bir yaklaşım olabilir. Burada çözüm odaklılık değerli hale gelebilir; yeter ki önce deneyimin kendisi duyulsun.

Örneğin bir erkek çalışma arkadaşının cinsiyetçi bir yorum yaptığını gördüğünde sessiz kalmak yerine itiraz edebilir. Bir yönetici işe alım ve terfi süreçlerinde ölçütleri şeffaflaştırabilir. Bir baba çocuklarının ev işlerini yalnızca kız çocuklarına yüklememeye dikkat edebilir. Bir öğretmen sınıfta söz alma fırsatlarını öğrenciler arasında daha dengeli dağıtabilir.

Bunlar büyük sloganlardan ziyade gündelik ve uygulanabilir adımlardır.

[color=]“Basiretsiz” sözcüğünü kullanırken kendimize ne sorabiliriz?[/color]

Bence en önemli mesele kelimeyi tamamen yasaklamak değil, ne amaçla kullandığımızı sorgulamak.

Bir insan gerçekten düşünmeden davranmış olabilir. O durumda “Bu kararın sonuçlarını yeterince düşünmemişsin” demek oldukça açık bir eleştiridir.

Ama “Basiretsizsin” dediğimizde davranıştan kişiliğe geçiyoruz.

Üstelik karşımızdaki kişinin hangi koşullardan geldiğini bilmiyor olabiliriz.

Belki kişi ekonomik baskı altındadır.

Belki karar vermesi gereken konuda yeterli bilgiye ulaşamamıştır.

Belki ailevi sorumlulukları vardır.

Belki daha önce ayrımcılığa uğradığı için seçenekleri bizim gördüğümüz kadar geniş değildir.

Belki de gerçekten kötü bir karar vermiştir ve bunun sorumluluğunu alması gerekir.

Bu ihtimallerin hepsi aynı anda düşünülebilir.

[color=]Kişisel deneyim meselesi: Bir ayrım yapmak gerekiyor[/color]

Burada açık olmak önemli: Bu yazı, benim yaşadığım kişisel bir olayın anlatısı değildir; dolayısıyla kendi hayatımdan gerçek bir deneyimi varmış gibi aktarmıyorum. Bunun yerine sosyal bilimlerdeki araştırmalar ve gündelik hayattan anlaşılabilecek örnekler üzerinden ilerliyorum.

Forumlarda kişisel deneyimlerin de çok değerli olduğunu düşünüyorum; ancak bir kişinin yaşadığı deneyimi bütün kadınlara, bütün erkeklere, belirli bir etnik gruba veya belirli bir sınıfa genellemek aynı ölçüde sağlıklı değildir.

Örneğin “Ben bir kadın olarak böyle yaşadım” ile “Kadınların hepsi böyle yaşar” arasında büyük bir fark var.

Aynı şekilde “Ben erkek olarak bu davranışla karşılaşmadım” demek, “Bu sorun yoktur” anlamına gelmez.

Deneyimler birbirini tamamlayabilir; fakat birbirinin yerine geçmez.

[color=]Sosyal yapı mı, bireysel tercih mi? Belki mesele ikisini karşı karşıya koymamak[/color]

Toplumsal eşitsizlikleri tartışırken sık yapılan hata, bütün sorumluluğu bireye veya bütün sorumluluğu topluma yüklemek.

Oysa gerçek hayat bundan daha karmaşık.

Bir insanın seçimleri vardır; fakat bu seçimlerin gerçekleştiği bir sosyal alan da vardır.

Bir kişinin “basiretsiz” olarak nitelendirilen kararının arkasında kişisel dikkatsizlik bulunabilir. Fakat aynı kararın arkasında eğitim eşitsizliği, ekonomik baskı, aile sorumlulukları, toplumsal cinsiyet beklentileri veya ayrımcılık da bulunabilir.

Crenshaw'ın kesişimsellik yaklaşımının temel katkılarından biri de sosyal grupları birbirinden tamamen bağımsız kategoriler olarak ele almamamız gerektiğini göstermesidir. Irk, cinsiyet ve sınıf bazı insanların yaşamında birbirinden bağımsız değil, aynı anda işleyen güç ilişkileri oluşturabilir.

Bu nedenle “basiretsiz” kelimesini tartışmak aslında yalnızca bir kelimenin anlamını tartışmak değildir. Bir insanı değerlendirirken neyi gördüğümüzü, neyi görmediğimizi ve hangi sosyal koşulları hesaba kattığımızı da tartışıyoruz.

[color=]Forumda asıl tartışılması gereken sorular[/color]

Sizce “basiretsiz” kelimesi günlük konuşmada hakarete ne kadar yaklaşıyor?

Bir kişinin yaptığı hatayı eleştirmek ile kişiliğini küçümsemek arasındaki sınırı nerede çiziyorsunuz?

Aynı davranışın kadın ve erkeklerde farklı yorumlandığını düşündüğünüz durumlar oldu mu?

Ekonomik sınıfın bir insanın kararlarını değerlendirme biçimimizi etkilediğini düşünüyor musunuz?

Irk, etnik köken, toplumsal cinsiyet ve sınıfın aynı anda devreye girdiği durumları tek bir “basiretsizlik” kavramıyla açıklamak mümkün mü?

Bir kadın yaşadığı eşitsizliği anlattığında, erkeklerin ilk tepkisi sizce ne olmalı: yalnızca dinlemek mi, soru sormak mı, yoksa doğrudan çözüm aramak mı?

Ve belki en temel soru şu:

Birine “basiretsiz” demeden önce, onun kararını gerçekten anlamaya çalışıyor muyuz; yoksa yalnızca sonucu gördüğümüz için mi hüküm veriyoruz?

Sonuçta “basiretsiz” kelimesinin sözlük anlamı görece basit: sağgörüsü veya öngörüsü olmayan kişi. Fakat bir insanı bu kelimeyle tanımladığımız anda konu sözlükten çıkıp sosyal ilişkilere giriyor. Kimin değerlendirdiği, kimin değerlendirildiği, hangi koşulların göz önüne alındığı ve hangi toplumsal normların devrede olduğu önem kazanıyor.

Bazen gerçekten kötü bir karar sadece kötü bir karardır. Bazen ise “kötü karar” dediğimiz şeyin arkasında bizim göremediğimiz bir hayat hikâyesi vardır.

İkisini birbirinden ayırabilmek, hem bireysel sorumluluğu korumak hem de toplumsal eşitsizlikleri daha doğru anlayabilmek açısından daha sağlıklı bir tartışma zemini oluşturabilir.

Kaynak notu: Kelimenin sözlük anlamı için Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük; toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıfın kesişimi için Kimberlé Crenshaw'ın çalışmaları ve American Psychological Association'ın sosyoekonomik statü ve kesişen sosyal kimlikler üzerine kaynakları esas alınmıştır.

Tekrarları azaltıp akışı sıkılaştırArgo ve hakaret ayrımını netleştir

Tekrarları azaltıp akışı sıkılaştır

Argo ve hakaret ayrımını netleştir

Girişi daha doğrudan ve çarpıcı yap
 
Üst