antik Roma'nın kurucusu kimdir ?

semaver

Global Mod
Global Mod
TARİH • KÜLTÜR • MİTOLOJİ

# Antik Roma'nın Kurucusu Kimdir? Romulus Efsanesi, Tarihsel Gerçekler ve Farklı Kültürlerin Kuruluş Anlayışı

Giriş: Bir Şehir Nasıl Bir İmparatorluğa Dönüşür?

Hiç düşündünüz mü, bir zamanlar küçük bir yerleşim yeri olan Roma nasıl oldu da Akdeniz'in büyük bölümünü etkileyen, hukuk sisteminden mimariye kadar günümüz dünyasında izlerini hâlâ gördüğümüz bir uygarlığın merkezi hâline geldi? Üstelik bu büyük tarihin başlangıcında, iki kardeşin kaderini, bir dişi kurdun şefkatini ve bir şehrin kuruluşunu anlatan oldukça ilginç bir efsane bulunuyor.

Antik Roma'nın geleneksel kurucusu Romulus olarak kabul edilir. Roma'nın kuruluşu, Roma geleneğinde MÖ 753 yılına tarihlenir. Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Romulus'un tarihsel olarak gerçekten yaşadığını ve anlatılan olayların aynen gerçekleştiğini kanıtlayan kesin arkeolojik veya yazılı belgeler bulunmuyor. Bu nedenle Roma'nın kuruluşunu incelerken mitolojiyle tarihsel kanıtları birbirinden ayırmak gerekiyor.

Bence konuyu ilginç kılan da tam olarak bu ayrım. Çünkü Roma'nın kuruluş hikâyesi yalnızca bir şehrin nereden geldiğini açıklamıyor; aynı zamanda Romalıların kendilerini nasıl gördüklerini, iktidarı nasıl meşrulaştırdıklarını ve başka kültürlerle ilişkilerini hangi düşünceler üzerinden kurduklarını da ortaya koyuyor.

Gelin, Romulus efsanesinden başlayarak Roma'nın gerçek tarihsel köklerine, farklı toplumların kuruluş anlatılarına ve bu hikâyelerin günümüzde neden hâlâ önem taşıdığına birlikte bakalım.

1. Romulus ve Remus Efsanesi: İki Kardeşin Hikâyesi

Roma'nın kuruluş efsanesinin merkezinde Romulus ve Remus adlı ikiz kardeşler yer alır. Antik Romalı tarihçi Titus Livius'un (Livy), MÖ 1. yüzyılın sonlarında kaleme aldığı Ab Urbe Condita adlı eserinin ilk kitabı, bu anlatının en önemli kaynaklarından biridir. Ancak Livius'un olaylardan yüzyıllar sonra yazdığını unutmamak gerekir. Dolayısıyla eser, Roma'nın erken dönemlerine ilişkin gelenekleri anlamak açısından değerlidir; her ayrıntıyı doğrulanmış tarihsel gerçek olarak kabul etmek doğru değildir. Mythoi Koinoi+1

Efsaneye göre ikizlerin annesi Rhea Silvia, Alba Longa kentinin kralı Numitor'un kızıdır. Numitor'un tahtını ele geçiren kardeşi Amulius, soyunun gelecekte kendisine rakip olmasını engellemek ister. Rhea Silvia'nın doğurduğu ikiz bebeklerin öldürülmesini emreder. Ancak bebekler Tiber Nehri'ne bırakıldıkları hâlde hayatta kalır ve bir dişi kurt tarafından emzirilir. Daha sonra bir çoban ile eşi tarafından büyütülürler.

Kardeşler yetişkin olduklarında gerçek kökenlerini öğrenir, Amulius'u devirerek dedeleri Numitor'un yeniden tahta geçmesini sağlarlar. Ardından kendi şehirlerini kurmaya karar verirler. Fakat hangi tepede yeni bir şehir kurulacağı ve kimin lider olacağı konusunda anlaşamazlar. Kuşların uçuşlarından işaret çıkarma geleneğine başvurmaları da anlaşmazlığı çözmez. Rekabet şiddete dönüşür ve anlatının yaygın biçiminde Romulus, Remus'u öldürür. Böylece Roma'nın ilk kralı ve kurucusu Romulus olur. Mythoi Koinoi+1

Bu hikâyenin en dikkat çekici tarafı, Roma'nın başlangıcını hem olağanüstü bir kurtuluşla hem de kardeşler arasındaki ölümcül bir çatışmayla açıklamasıdır. Bir tarafta doğaüstü koruma, cesaret ve yeni bir düzen kurma iradesi vardır; diğer tarafta iktidar mücadelesi ve şiddet bulunur.

Bana göre efsanenin asıl gücü, kusursuz bir kahraman portresi çizmemesinde yatıyor. Romulus yalnızca şehri kuran bir lider değildir; aynı zamanda kuruluşun bedelini temsil eden tartışmalı bir figürdür. Bu açıdan anlatı, günümüzde bile siyasal iktidarın nasıl elde edildiği ve hangi bedeller karşılığında meşru görüldüğü sorularını gündeme getiriyor.

2. Romulus Gerçek Bir Tarihsel Kişi miydi?

Burada mitoloji ile arkeolojinin söylediklerini birbirinden ayırmalıyız. Romulus'un hayatını doğrulayan çağdaş bir yazıt veya güvenilir biyografik belge elimizde yoktur. MÖ 753 tarihi de doğrudan o döneme ait kesin bir kayıttan değil, Roma'nın sonraki dönemlerinde yerleşen geleneksel kronolojiden gelir.

Roma'nın tarihsel kökenleri ise efsaneden daha karmaşık bir tablo sunar. Bugünkü Roma'nın bulunduğu bölgede, özellikle Palatino Tepesi ve çevresinde, Demir Çağı'na uzanan yerleşim izleri bulunmuştur. Kapitolin Müzeleri'nin arkeolojik değerlendirmeleri, bölgede MÖ 8. yüzyıldan önceye uzanan insan faaliyetlerini ve daha eski yerleşim katmanlarını da ortaya koymaktadır. Bu bulgular, Roma'nın bir günde tek bir kişi tarafından kurulmuş bir şehirden çok, zaman içinde gelişen yerleşimlerin birleşmesiyle büyüdüğü görüşünü destekler. Musei Capitolini+1

Tiber Nehri'ne yakınlık, tepelerin savunma avantajı ve çevredeki tarımsal alanlar, yerleşimin gelişmesini kolaylaştırmış olabilir. Bölgenin ticaret yollarıyla bağlantısı da zamanla önem kazanmıştır. Roma'nın büyümesini yalnızca Romulus'un kişisel başarısına bağlamak bu nedenle eksik kalır. Coğrafya, ekonomik ilişkiler, komşu topluluklarla etkileşim ve siyasal örgütlenme de belirleyici unsurlardı.

Arkeolojik kanıtların bize söylediği temel şey şudur: Roma'nın tarihsel başlangıcı, efsanenin sunduğu tek bir güne ve tek bir kahramana indirgenemez. Geleneksel kuruluş tarihi, Romalıların geçmişlerini nasıl anlamlandırdığını gösterirken maddi kalıntılar, yerleşimin gerçek gelişim sürecini araştırmamıza imkân verir.

Bu ayrım başka tarihsel konular için de önemli. Bir toplumun kuruluş efsanesinin kültürel açıdan etkili olması, içindeki her olayın tarihsel olarak gerçekleştiği anlamına gelmez. Aynı şekilde, bir olayın kesin biçimde kanıtlanamaması da o anlatının toplum üzerindeki etkisini önemsiz kılmaz.

3. Roma'nın Kökenleri Yalnızca Romulus'a mı Dayanıyordu? Aeneas'ın Önemi

Roma'nın geçmişine ilişkin anlatılarda Romulus ve Remus kadar önemli bir başka figür de Truvalı kahraman Aeneas'tır. Yunan destan geleneğiyle bağlantılı olan Aeneas, Troya'nın yıkılışından sonra İtalya'ya gelen ve Romalıların atalarından biri sayılan kahramandır.

Bu iki anlatı ilk bakışta birbirinden farklı görünür. Romulus ve Remus öyküsü Roma'nın yerel kuruluşunu açıklarken Aeneas anlatısı Roma'yı Troya'ya ve dolayısıyla Yunan destan dünyasına bağlar. Modern klasik tarih araştırmalarında da bu iki geleneğin Roma'nın köken anlatısında nasıl bir araya geldiği incelenmiştir. Oxford Academic+1

Peki Romalılar neden kendilerini Troya gibi eski ve saygın bir uygarlıkla ilişkilendirmek istemiş olabilirler?

Bunun bir nedeni, toplumların geçmişlerini büyük ve tanınmış kültürlerle ilişkilendirerek kimliklerini güçlendirebilmeleridir. Aeneas anlatısı Roma'ya yalnızca bir başlangıç hikâyesi değil, geniş bir tarihsel ve kültürel miras da sunuyordu. Yunan dünyasıyla rekabet eden, fakat ondan sanat, edebiyat ve düşünce alanlarında da etkilenen Roma için böyle bir bağ anlamlıydı.

Roma'nın yükselişi, kültürel kimliklerin bütünüyle kapalı olmadığını gösterir. Bir toplum başka kültürlerden etkilenirken kendi kimliğini koruyabilir, hatta bu etkileri yeni bir kimlik oluşturmak için kullanabilir.

Bugün de benzer bir süreç yaşanmıyor mu? Şehirler, devletler ve topluluklar tarihlerini anlatırken bazen yerel kahramanları öne çıkarıyor, bazen de kendilerini daha geniş uygarlık geleneklerinin devamı olarak sunuyor. Bu tercihler, geçmişe ilişkin hafızanın yanı sıra güncel aidiyet duygularını da şekillendirebiliyor.

4. Farklı Kültürlerde Kuruluş Efsaneleri: Roma'ya Ne Kadar Benziyorlar?

Roma'nın kuruluş hikâyesini daha iyi anlamanın yollarından biri, onu başka toplumların köken anlatılarıyla karşılaştırmaktır. Farklı coğrafyalarda ortaya çıkan bu anlatılar, insanların ortak ihtiyaçlarını yansıtırken her toplumun kendine özgü değerlerini de ortaya koyar.

Yunan kültürü: Atina ve tanrıların rehberliği

Antik Yunan dünyasında Atina'nın kökenleri tanrıça Athena ile ilişkilendirilir. Athena ile Poseidon arasında kentin koruyuculuğu konusunda yaşanan rekabette Athena'nın zeytin ağacını armağan etmesi, kentin adının ve kültürel kimliğinin açıklanmasında önemli bir yer tutar. Bu anlatı, Roma'nın kuruluş efsanesindeki tanrısal işaretlerle benzerlik taşır.

Ancak iki hikâyenin vurgusu aynı değildir. Romulus anlatısında liderlik mücadelesi, kardeşler arasındaki rekabet ve şiddet öne çıkarken Atina'nın koruyuculuk anlatısında kent için hangi armağanın daha değerli olduğu tartışılır. Birinde iktidar mücadelesi, diğerinde kentin yaşam biçimini simgeleyen bir tercih belirgindir.

Türk kültürü: Ergenekon ve yeniden doğuş

Türk kültüründeki Ergenekon anlatısı da toplumsal köken ve yeniden kuruluş temaları açısından Roma efsanesiyle karşılaştırılabilir. Yaygın anlatımda bir topluluk, büyük bir felaketten sonra kapalı bir bölgede varlığını sürdürür; daha sonra demir dağın eritilmesiyle dışarı çıkarak yeniden güç kazanır.

Burada Romulus ile Ergenekon anlatısı arasında önemli bir farklılık vardır. Roma efsanesi, belirli bir şehrin kuruluşunu tek bir kurucu figür üzerinden açıklar. Ergenekon anlatısı ise bir topluluğun varlığını sürdürmesini, ortak hafızasını ve yeniden doğuşunu öne çıkarır.

Bu karşılaştırma, bütün Türk topluluklarının tarih boyunca aynı anlatıyı aynı biçimde benimsediği anlamına gelmez. Efsaneler farklı dönemlerde farklı yorumlarla aktarılmıştır. Yine de iki anlatı arasındaki temel ayrım öğreticidir: Bir toplumun kökeni bazen kahramanın başarısıyla, bazen de topluluğun dayanıklılığıyla açıklanır.

Japon kültürü: İmparatorluk kökeni ve kutsal soy

Japon mitolojik geleneğinde imparatorluk soyunun kökeni güneş tanrıçası Amaterasu ile ilişkilendirilir. Geleneksel anlatılarda imparatorluk hanedanının kutsal bir geçmişe sahip olduğu düşüncesi, siyasal otoriteyle mitoloji arasında bağ kurar.

Roma'da da Romulus'un Mars'ın oğlu olarak anlatılması, kurucu figürün sıradan bir insanın ötesine taşınmasını sağlar. Her iki örnekte de kutsal köken, siyasal otoritenin meşruiyetini açıklamak için kullanılabilir.

Bununla birlikte Roma'nın krallık, cumhuriyet ve imparatorluk dönemleri boyunca siyasal meşruiyet anlayışı değişmiştir. Japonya'nın imparatorluk geleneği de yüzyıllar içinde dönüşüme uğramıştır. Bu nedenle iki kültürü birbirinin aynısı olarak görmek yerine, kutsal köken anlatılarının farklı tarihsel koşullarda nasıl yorumlandığına bakmak daha doğrudur.

Bu örneklerin ortak noktası, insanların yalnızca nereden geldiklerini değil, neden belirli bir düzen içinde yaşadıklarını da açıklamak istemeleridir. Fakat her toplum bu soruya aynı cevabı vermez. Kimi bireysel kahramanları, kimi tanrısal düzeni, kimi de topluluğun ortak mücadelesini merkeze alır.

5. Küresel ve Yerel Dinamikler: Roma'yı Roma Yapan Ne Oldu?

Roma'nın büyümesini yalnızca kuruluş efsanesi üzerinden açıklamak mümkün değildir. Şehrin gelişimi, yerel koşullarla daha geniş Akdeniz dünyasındaki ilişkilerin birleşmesi sonucunda gerçekleşmiştir.

Yerel ölçekte Roma'nın coğrafi konumu önemliydi. Tiber Nehri ulaşım ve ticaret açısından avantaj sağlarken tepeler savunmaya elverişli bir yerleşim alanı oluşturuyordu. Çevredeki topluluklarla ilişkiler, tarım, zanaat ve siyasal örgütlenme de şehrin gelişimine katkıda bulundu.

Daha geniş ölçekte ise Etrüsk ve Yunan kültürleriyle temas, Roma'nın dinî uygulamalarını, sanatını, mimarisini ve siyasal sembollerini etkiledi. Roma kültürü, kendisini çevresinden tamamen yalıtarak gelişmedi. Farklı topluluklarla mücadele ederken onlardan öğrenmeye ve bazı uygulamaları kendi ihtiyaçlarına göre uyarlamaya da devam etti.

Roma'nın sonraki yüzyıllarda genişlemesiyle bu etkileşim daha karmaşık hâle geldi. Fethedilen bölgelerden insanlar, fikirler, dinî gelenekler ve ekonomik kaynaklar Roma dünyasına katıldı. Ancak bu süreç her zaman eşitlikçi veya barışçıl değildi. Askerî güç, köleleştirme, vergi yükümlülükleri ve siyasal baskı da Roma'nın genişlemesinin parçalarıydı.

Bence burada üzerinde durulması gereken önemli bir nokta var: Bir uygarlığın büyük olması, onun yalnızca kendi içindeki yetenekli insanlara borçlu olduğu anlamına gelmez. Roma'nın gücü, yerel koşulları değerlendirmesinin yanında farklı topluluklarla kurduğu ilişkilerden de kaynaklanıyordu.

Bu açıdan Romulus'un tek başına Roma'yı kurduğu düşüncesi, tarihsel gerçekliği açıklamak için yetersiz kalır. Efsane bir başlangıç noktası sunar; fakat uygarlığı ortaya çıkaran süreç, çok sayıda insanın emeğini ve uzun dönemli toplumsal dönüşümleri içerir.

6. Erkek Kahramanlar, Kadınların Rolü ve Toplumsal Hafıza

Roma'nın kuruluş efsanesi, tarih anlatılarında kimin görünür olduğu sorusunu da gündeme getirir. Romulus'un adı kurucu kahraman olarak öne çıkarken annesi Rhea Silvia, ikizleri besleyen dişi kurt ve Sabin kadınları gibi figürler hikâyenin farklı aşamalarında önemli roller üstlenir.

Özellikle Sabin kadınlarının hikâyesi dikkat çekicidir. Roma'nın ilk dönemlerine ilişkin anlatılarda, Romulus'un yeni topluluğun nüfusunu artırmak amacıyla düzenlenen bir şenlik sırasında Sabin kadınlarının kaçırılmasını emrettiği aktarılır. Bu olay, bugünün değerleriyle değerlendirildiğinde açık bir zor kullanma ve rıza ihlali meselesidir; anlatıyı yalnızca romantik bir birleşme öyküsü gibi okumak doğru olmaz.

Livius'un aktardığı gelenekte Sabinler kadınları geri almak için Romalılarla savaşa girer. Çatışma sırasında kadınlar, babalarıyla eşlerinin arasında durarak iki tarafı barışmaya çağırır. Böylece kadınlar, kendilerini içine alan çatışmanın sona ermesinde belirleyici bir rol oynar. Gender and Sexuality in Ancient Rome+1

Bu anlatı, kadınların toplumsal ilişkilerdeki rolünü incelemek için verimli bir örnektir. Fakat buradan kadınların doğaları gereği ilişkilere, erkeklerin ise bireysel başarıya daha fazla önem verdiği sonucunu çıkarmamalıyız. Böyle bir genelleme, hem tarihsel çeşitliliği hem de bireyler arasındaki farklılıkları göz ardı eder.

Bazı toplumlarda erkeklerin askerî başarıları ve siyasal liderlikleri daha görünür biçimde kayda geçirilirken kadınların aile, akrabalık, bakım, dinî törenler ve toplumsal uzlaşma alanlarındaki katkıları daha az belgelenmiş olabilir. Bu durum biyolojik bir zorunluluktan çok, tarihsel iş bölümünün, eğitim olanaklarının ve toplumsal beklentilerin sonucudur.

Aynı şekilde kadınların bireysel başarıları, erkeklerin toplumsal ilişkileri ve kültürel çevreleriyle kurdukları bağlar da en az bunlar kadar önemlidir. Bir tarihsel figürün başarılarını değerlendirirken kişisel yeteneğin yanı sıra onu mümkün kılan veya sınırlandıran toplumsal koşulları da incelemek gerekir.

Peter Keegan'ın Livy's Women: Crisis, Resolution, and the Female in Rome's Foundation History adlı çalışması da Livius'un anlatısında kadınların etkisini ve Roma'nın kuruluş hikâyesindeki toplumsal rollerini kapsamlı biçimde ele alır. routledge.com

Bu nedenle Roma'nın kuruluşunu yalnızca Romulus'un bireysel başarısı olarak değil, kadınların, ailelerin, komşu toplulukların ve daha geniş toplumsal ilişkilerin de yer aldığı bir anlatı olarak okumak daha dengeli olacaktır.

7. Romulus Efsanesinin Günümüzdeki Önemi

Romulus'un tarihsel varlığı kesin biçimde kanıtlanmamış olsa da onun hikâyesi Roma kimliğinin oluşumunda etkili olmuştur. Efsane, Roma'nın başlangıcını açıklamanın ötesinde, liderlik, cesaret, dinî işaretler, çatışma ve siyasal düzen hakkında düşünme biçimleri sunmuştur.

Bu hikâyenin farklı dönemlerde farklı amaçlarla yorumlanması da önemlidir. Bir kuruluş anlatısı, zamanla yeni siyasal koşullara uyarlanabilir. Toplumlar geçmişlerini tamamen değiştirmeden, geçmişin belirli yönlerini öne çıkararak kendilerine yeni anlamlar verebilirler. Roma'nın kuruluş geleneğinin zaman içinde gelişimini inceleyen akademik araştırmalar da efsanenin sabit ve değişmez bir metin olmadığını ortaya koymaktadır. Utah Historical Review+1

Bugün Romulus'u konuşurken yalnızca onun gerçekten yaşayıp yaşamadığını sormakla yetinmemeliyiz. Şu sorular da en az bunun kadar değerlidir: Romalılar neden şehirlerinin kökenini iki kardeşin çatışmasıyla açıkladılar? Neden kurucu kahramanlarını tanrısal bir soyla ilişkilendirdiler? Neden Aeneas gibi başka bir kahramanın hikâyesini de kendi geçmişlerine eklediler?

Bu sorular, tarihsel anlatıların toplumların kimliklerini nasıl şekillendirdiğini anlamamıza yardımcı olur. Aynı zamanda geçmişin günümüzdeki siyasal ve kültürel tartışmalarla nasıl ilişkilendirilebildiğini görmemizi sağlar.

Sonuç: Roma'nın Kurucusu Romulus, Peki Roma'yı Gerçekte Kimler Kurdu?

Geleneksel Roma anlatısına göre Antik Roma'nın kurucusu, MÖ 753 yılında şehri kurduğu kabul edilen Romulus'tur. İkiz kardeşi Remus'un öldürülmesiyle sonuçlanan efsane, Roma'nın kuruluşunu hem kahramanlık hem de çatışma üzerinden açıklar. Ancak tarihsel ve arkeolojik bulgular, Roma'nın tek bir kişinin gerçekleştirdiği bir eylemle değil, uzun bir yerleşim ve toplumsal örgütlenme süreciyle geliştiğini gösterir.

Aeneas'ın Troya ile bağlantılı hikâyesi, Yunan ve Roma kültürleri arasındaki etkileşimi; Sabin kadınlarının anlatısı, kadınların toplumsal dönüşümlerdeki rolünü; farklı kültürlerin kuruluş efsaneleri ise toplumların geçmişlerini anlamlandırmak için birbirinden farklı yollar geliştirdiğini gösterir.

Benim açımdan bu konunun en düşündürücü tarafı, büyük uygarlıkların hikâyelerinin çoğu zaman tek bir kahramanın adıyla hatırlanmasına rağmen gerçek tarihsel gelişimin çok daha geniş bir insan topluluğuna dayanmasıdır. Kahramanlar anlatıları akılda kalıcı hâle getirir; fakat şehirleri yaşatan, kurumları geliştiren ve kültürleri kuşaktan kuşağa aktaran şey ortak emektir.

Peki sizce bir uygarlığın kuruluşunda asıl belirleyici olan nedir: Romulus gibi güçlü bir liderin iradesi mi, coğrafi ve ekonomik koşullar mı, yoksa farklı toplulukların uzun yıllar boyunca kurduğu ilişkiler mi?

Bir başka soru da şu: Bir toplumun kuruluş efsanesi tarihsel açıdan bütünüyle doğrulanamasa bile, o toplumun kimliğini anlamamız açısından ne kadar değerli olabilir?

Forumda bu konuyu tartışırken mitoloji ile arkeolojiyi birbirinden ayırmanın yanı sıra, kuruluş anlatılarının arkasındaki toplumsal ilişkileri de değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Roma'nın hikâyesi yalnızca antik bir şehrin geçmişi değil; insanların kökenlerini, liderlerini ve birlikte yaşama biçimlerini nasıl anlamlandırdıklarına ilişkin evrensel bir tartışmadır.

Kaynakça ve İleri Okuma

1. Titus Livius (Livy), Ab Urbe Condita, I. kitap. Roma'nın kuruluş geleneği ve Romulus ile Remus anlatısı için temel antik kaynak. Perseus Digital Library – Livius, I.13.

2. Musei Capitolini, “Origins”. Roma'nın kökenlerine ilişkin arkeolojik buluntular ve Kapitolin Tepesi'ndeki erken yerleşimler hakkında kurumsal kaynak. Capitoline Museums.

3. T. J. Cornell, “Aeneas and the twins: the development of the Roman foundation legend”. Roma'nın kuruluş efsanesindeki Aeneas ve ikiz kardeşler geleneklerini inceleyen akademik çalışma. Cambridge Core.

4. Peter Keegan, Livy's Women: Crisis, Resolution, and the Female in Rome's Foundation History (Routledge, 2021). Livius'un Roma tarihindeki kadın figürlerini ve toplumsal etkilerini inceleyen akademik eser. Routledge.

5. “The Adaptation of Foundation Legend in Ancient Rome”, Utah Historical Review (2014). Roma'nın kuruluş efsanesinin tarihsel süreçte nasıl değiştiğini ele alan akademik makale. Utah Historical Review.

Yöntem notu: Bu yazı, antik metinleri tarihsel geleneklerin kanıtı olarak değerlendirirken arkeolojik bulguları erken Roma yerleşiminin gelişimini anlamak için ayrı bir kanıt türü olarak ele almaktadır. Kültürler arası karşılaştırmalar ise toplumların kuruluş anlatılarını tek bir kalıba indirgemeden yorumlamak amacıyla yapılmıştır.
 
Üst